Prenses's profileGönüL Sarayım ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    6/13/2009

    Al koynunda sakla kırılgan gülüşlerimi!

    Al koynunda sakla kırılgan gülüşlerimi!
     
    Suskunluğumu çığlıklara gömdüm
    sustukça depremler başladı ruhumda
    kusup atmak istedim içimdeki zehri, olmadı yapamadım
    ellerimde kırılgan can kırıkları
    yüreğimi kesiyor, canım kanıyor anne
    sesli harfler biriktiriyorum dilimde
    intiharın eşiğinde cümleler
    bir uçurum kenarında ha düştüm, düşeceğim
     hayat ile ölüm arasında kaldım...
     
    Nicedir zehirli bir ok gibi kalbime saplı hüzün
    özlemler birikiyor durmadan ters güzergahlar üstüne
    gözlerim uzaklara dalıyor, yollar tutuklu, ben yorgun
    gidenler dönmüyor anne, hasretlik dinmiyor 
    zifir gecelerde, zehir yalnızlıklar demliyorum kaderime
    yağmur kokuları sarıyorum boynuma
    sızım - sızıları  alıyorum koynuma
    sızım elif sızısı, yazım elif yazısı
    kalemim de küstü duygularıma
    kalakaldım öylece sayfalar ortasında şaşkın
    dudaklarımda bir ah!!! Kimse bilmiyor
    suyu çekilmiş ırmaklar gibi duruyor başımda gam
    ah anam yine yangın, yine hicran payıma düşen
    elbet biz de güleceğiz  bir gün  bu kiralık lanet acılara inat...
     
    Bir zamanlar kınalı kuşundum
    artık yaralı bir kuşum anne!
    yüreğimdeki kuşun kanadı kırık
    acımayıp vurdular kanatlarımdan
    ak sütünle boyalı kınalı kanatlarımı
    zehirli silahlarıyla kana buladılar
     
    Göğüs kafesimde yalnız, yaralı ve yamalı bir yürek
    tebessümlerim bile doldurmuyor gamzelerimi artık
    zifir acılar damlarken gecenin parmaklarından
    gözyaşı biriktiriyorum gülüşlerimde durmadan.
    oy ben ki, hazan bahçelerinde bile gülümserken güzlere
    dört mevsimim dalları kırık bir sonbahar ağacıyım şimdi,
    yapraklarımda sarı hüzün
    her fırtına ömrümden bir parça kopardı...
     
    Leyl-ü Nehar’ı geçip gelemedim nenni
    yol boyu kalp kırıkları, kar yolu cam kırıkları
    mevsim zemheri bırakma ellerimi üşürüm
    gamzelerimde biriken ruhumla, yıka kanatlarımı
    iz kalmasın dil yaralarından
    yüreğimi kesen can kırıklarından arındır beni
     al koynunda sakla kırılgan gülüşlerimi
    al yüreğinin can kafesinde barındır...
     

    (Prenses)
    EyLem Çalışkan
    12/8/2008

    Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer

     
     
     

     

     
     

    Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer

    Öyle çabuk gömdünki sessizliğine, yüreğinin ne kadarına sığdırdığını bilmiyorum beni. Ne kadar ki yüreğin küçük bir sığlığa koydun beni. Merak ediyorum; o kadar ağır mı geldim de taşıyamaz oldun beni.

    oysa uzun yollardan gelmiştim sana
    uzun ve soluksuzdu geldiğim yollar
    dinlenmeden
    usanmadan
    patika yollarında
    düşmeden
    senin yüreğinin yolları bu kadar kısamıydı ki
    gölgesiz
    yarı yollarda bıraktın beni
    daha soluklanmadan sende
    daha sindiremeden beni

    Yüreğimi gecene sığdıramayıp karanlığına attın beni. Oysa yıldızları toplayıp gelmiştim sana. Avuçlarımda sıkılı kaldılar, bırakamadım kucağına. Ait olamamanın acısını bilirim, hüzün işlemiş yıldızları ait oldukları yere yani geceye bıraktım gözyaşları içinde. Göz yaşlarım içime aktı. Anladımki içe akan gözyaşları kadar hiçbirşey acıtmıyormuş yüreği.

    olmak istesemde
    ait olamadım sana
    tutamadım gözyaşlarımı
    içime aktı
    çok yandı canım

    Bedel; bedenime ağır gelen bir yara şimdi. Seni gören gözlerimin bedeli gözyaşlarımsa, döktü içine yaşlarını ödedi bedelini.Tenine dokunan ellerim ödeyecekse bir bedel yansınlar ateşte o zaman, yoksa ödenemez bu bedel.

    Aitsizliğim bir bedelse eğer, yüreğimde ödedi bunu.
    Ve bedelini ödemem varlığından daha uzun sürdü, bilesin.
    Bedel ödeme sırası sana gelmişken,
    yıldızlarını kaybettirip içinden hüzün geçirdiğin gecelerimin bedelini
    öde ödeyebilirsen şimdi!

    Serkan Torun


    14/07/2006-17:31

     

     
         
    5/28/2008

    Ben Seni Ölümüne Sevdim

     

     


    Ben seni adı sevmek olsun diye değil,
    ben seni yürekten sevdim
    ben seni gerçekten sevdim.
    Ben senin kaşını gözünü değil
    ben senin sevgi dolu yüreğini sevdim,
    ve o sevgiden bir parça alabilmek için ALLAH a hergün dua ettim.
    Benim sana verebileceğim başka birşeyim yok,
    elimde bir demet çiçek, gözümde iki damla yaş ve kalbimde...
    Ve kalbimde senin için beslediğim büyük bir aşk.
    Ben seni adı sevmek olsun diye değil,
    ben seni yürekten sevdim.
    BEN SENİ ÖLÜMÜNE SEVDİM...

    Prenses
     

    prenses


     

     

    5/25/2008

    Gidiyorum/kendime

     

     

    1
    1

    Gidiyorum../..kendime

    puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
    yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken,
    hüznüm ardından ağlıyordu
    alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı,
    arkama dönüp bakmadan gidiyorum..

    sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen,
    bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım,
    vicdanım el vermedi
    usulca soyundum
    ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini,
    gidiyorum..

    umudum küçük bir kız çocuğu,
    el sallayarak çağırıyor beni uzaklardan
    ısrar etmeyeceksin kalmam için ama hani olur ya, yine de etme yapamadığım tek şeydi baharda kardelen yetiştirmek
    sen onu istedin, mahcup oldu yüreğim,
    gidiyorum..

    oysa benim de hayallerim vardı;
    dans edecektim yağmurda,
    sonbahar’a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım,
    çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda
    fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline
    konuşturma beni giderayak
    çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını,
    gidiyorum..

    eskiden olsa eteğimi çekiştirip beni kandırırdı içimdeki çocuk,
    üzüleceğimi bile bile
    gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin..?
    ki artık ağlayamıyor bile
    onu bu kurak, duygusuz ve yeşili az topraklarda,
    her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp,
    hayata kazandırmam olanaksız
    o çok sevdiğin korkularını,
    her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak,
    içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak gidiyorum..

    sen bir bedenle sevişmek istedin,
    bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle
    adımlarımızın uyumsuz olduğunu neden hemen kabullenemedim diye kırılarak kendime,
    gidiyorum..

    şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek
    canımı daha fazla acıtamayacağını bilmek,
    biraz olsun mutlu ediyor beni
    sürüklenmiyorum dikkat et,
    gidiyorum..
    sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi

    bir süre sonra denize ulaşıp,
    korunaklı seyir defterimin ilk sayfasına taze ve diri umutlar işleyeceğim
    yüreğimi çıkartıp her şeyiyle masaya dökerken,
    senden daha cesur olduğum için utanma sakın
    bu cesaret,
    çocukların masum dualarından çaldığım inatçı bir bekleyişti sadece

    bana balonlar alabilecek kadar yürekli bir sevgiyi,
    korkularıma rağmen başım dik karşılayacağıma dair söz vererek gidiyorum..

    bir bedeni değil, bir yüreği özlediğin vakit,
    umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için

    bana ait olan ve olmayan,
    bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak gidiyorum..

    az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana
    yolun açık olsun.
    1
    .
     

    Pelin Onay

     

    Prenses

    5/23/2008

    Anılar öptü dudaklarımı

     

    Anılar öptü dudaklarımı

    (..çok zaman sonra belki de sen..)

    sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz
    acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık

    kirpiklerimizde beslenen düşler,
    yeni doğacak sevgililere miras
    düşünüyorum da,
    belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle
    çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi
    yağmur yağarken anımsadığın ben değil,
    yalnızlığındı belki de
    ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
    beni duyamayacak kadar sessizsin artık

    nakaratındayım anıların
    beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
    babasının şarkılarını söylüyor
    öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
    ben de senin şarkılarını söylüyorum
    is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
    kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
    sana sarılamayacak kadar yorgunum artık

    dağınıklığını toparlarken odamın,
    elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin
    göz göze geldik bir an,
    gözlerinde 'seni seviyorum' bakışın
    kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi
    resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman
    her şeyden önce dostumdun,
    ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim
    şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
    mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık

    nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
    ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
    şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
    rakı makamına göre kadehe doluyor
    bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
    an geliyor,
    kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
    semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

    ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil
    sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim
    sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra..çağıra
    kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama
    sevdim seni, ayazda..boranda
    ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
    ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık

    bir kedi gözlerimin içine baktı
    ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı
    antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı
    gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı
    anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı
    çok zaman sonra sen de öp beni desem,
    öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık

    ve sen, her şeye rağmen gelip, 'seni seviyorum' desen,
    bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..

     

    Pelin Onay

     
    Prenses





    1/20/2008

    Suya Yazı

     

    Suya Yazı

    Suya yazıyorum. Hiçbir satırın sonunu düşünmeden ve çünküyle biten hiçbir cümlenin sonuna şerh düşmeden.
    Bu bir itiraftır aslında ne yazılması önem ne de bilinmesi mühimlik arzeder. Sabırsız bir Salıyı savuşturmaya çalışırken gözlerim.
    Tüm noktalarımı suya düşürüyorum. Anlamını bu kadar çabuk yitirecekse sendeki ben susma. Kaleminden bir nokta da sen düşür
    yaşamadıklarımıza.

    Güle yazıyorum. Tam da mevsimi gelmişken hani şu varoş bahçelerinde sessiz açan kahve çıkışı geç bir saate boynu hoyratça kırılan kocaman kadife güllerine.
    Hanımeli kokusuyla çekiyorum buruk nefesimi anlık tebessümlere doymuş yüzüm düşüyor yere. Hiç yoktan çiğniyorum kaldırımları.
    Acı bir keman sesiyle gömülüyorum yokluğuna gayrı yitirme vaktidir anlamını bakışlarımın.

    Ve gülün ve suyun üstüne yemin olsun ki hiçbir göze bakamaz artık asılı dururken gözlerinde.
    Salı akşamlarında ne yana doğrulursa ölümün namlusu alnım orda olsun istiyorum.
    Ne çok şey istiyorum ne az fedakarım ne yavan seviyorum ve ne çabuk yalnız kalıyorum.

    Dur...

    Az sonra susar çarpıntılarım, keman susar. Az sonra veremli bir sancı başlar. Gıyabına beslerim tüm heveslerimi.

    Dur...

    Birazdan güneşim bildiğim birkaç anım bin yıldıza bölünür. Hangisini tutsam biraz sen kokar.

    Dur...

    Merhem niyetine az daha süreyim silüetini acılarıma. Ne dayanılmazdır bilemezsin maviliğinden uzak kalmak.

    Az sonra ben de giderim bu düşten başka bir düşüşe. Az sonra yıkılır hüznüm anlamaz bir dost yüzünde çöreklenir ortasına yüreğimin.
    Ve bilirsin ne çabuk ihanet eder yüreğime, delişmenliği gözlerimin.

    Ama...
    Yağma yok bu sefer başka şart olsun ki başka. Ulu orta çocuk gibi yalvarmasamda ağlamak çıkıyor fallarımda.

    Bir tek çok sorarlar diye korkuyorum seni. Çıkarıp sakladığım yerden anlatırım diye.

    ...

    Sahi....

    Bir adın olmalı senin. Bahar, çiğdem, çiçek tadında. Kenger zamanıda gelmişken kayaçlarına memleketin yetişkin bir hüzünle bakmalıyım usulca uzaklayışına.

    Öyle ya bir adın olmalı senin. Yağmurda yıkanmış ilk hecesi, menekşe der gibi tebessüm doldurmalı donuk bakışlara. Bir tutam gülücük serpiştirmeli her söylenişte.

    Deniz gibi, gök gibi, umut gibi

    Aşk gibi....

    Firâk ı ölüm bir adın olmalı senin.

    Bak ulu orta söyleyeceğim şimdi dili lâl.

    Ya öldür beni yada adını aklımdan al.

    Yazarı Bilinmiyor

     

    12/29/2007

    kimsesiz kumsallar

     

     

     

     

     

     

     

     

    kimsesiz kumsallar

    İçe kapanma kıyılarına vurdum kendimi. Suya aksi vuruyor bugünkü maskemin. Sessizliği dinlerken mumdan gülüşüm eriyor yanaklarımdan. Yakıcı kokusu ciğerlerine doluyor sahte mutlulukların ve damla damla düşüyor avucuma. Sessizlik içinde hep pişmanlıklar, keşkeler çığlık çığlığa. Huzursuz bu suyun kıpırdanışları... kırgın. Oysa ki ne kadar düzgün ve berrak seyrederken. Hissediyorum, kızıl saçlarını mavi rüzgara bırakan denizkızının uğulduyan istiridyelerde gizlediği düşlerini. Yıldızları görüyorum gece kayarken tuttuğum dileklerin ağırlığıyla gömülmüş sulara.


    Adım adım yaklaşıyorum derinliklere, ya ayağım kesilecek yerden ya bu mavilik yutacak gün geldiğinde. Dalıyorum boynum bükük, çıplak duygularla. Yalınayak kavgalarım. Dokunduğum su kadar bölünebilse keşke acılarım, cankırıklarım dalgaların vurduğu kayalarda kalabilse geri gelmeden. Martılar balıkların cilvelerini resimleseler kumlara kimsesiz rıhtımları mutlu etmek için. Kırık tahtalarda hafif bir tebessüm belirebilse ve sular köpük köpük kucaklasa kıyıda unutulan yosunları.

    Kimsesiz ve kırık rıhtım , ucu saçak saçak kalın bir urgan ve kumlarda ters dönen bir kayık… Yalnızlığını dinliyorum denizin, ve köhne teknelerin sessizliğinde ağlıyorum için için.

    Dingin mavinin içinde kırmızı bir tufan kopmakta. Tüm balıkların yüreğini, denizkızının düşlerini yutuyor girdap, dönüyor usul usul ve deniz kayıyor gözlerimde. Kumlar uçuşuyor, cankırıklarım batıyor rüzgarla heryerime, saçlarım dolanıyor kurumuş yosunlarla. Bu kıyıda kalmak istemiyorum. Sular çekmiyor beni, tutunamıyorum da rüzgarın ucuna ve deniz gözler terkediyor yavaş yavaş… sular çekiliyor, gitgide kuruyor sahiller, denizle rüzgarın sevişlerinden kalan tuzu basıyorum gönül yarama… Kanayan yaramı dinliyorum.

    Sesimi duymak için uzanın kumlara güneş doğmadan. Çakıllar arasındaki çıtırtılara kulak verin sabah ayazı teninize düşerken. Yalnızlığı dinleyin ve güneş doğmadan yakarıp 'sıcak gülüşlerini' özlediğimiz soğuk duruşların ayazına portakal çiçeklerini düşürmesini isteyin göğsünden. Yükselirken aydınlığı , bana eşlik eden dolunayın süzülen gümüş damlalarını serpeceğim üzerinize … dinleyin …hissedin , gözönünde ve kalabalıkta olanların da ağladığını…

    Dalgalar gülen maskemi yıkar , yıldızlar yalnızlığımı haykırır, peki kim ağlar ‘bende tükettiğin sana’ ben gibi !!…

    Şimdi kaybolmak istiyorum sularda, yavaş yavaş boğulmak ve mavide tüketmek beyaz hayalleri… çekilirken benide alın dalgalar. Yosunlarınıza benide sarın.

    Birgün kuruyan denizyıldızlarıyla bırakın kimsesiz kumsallara…

     

    Yazarı BiLinmiyor 

     

     

     

     

     

     

     

    Köşeye sıkışmış bir yaşam

     

    Köşeye sıkışmış bir yaşam

    Köşeye sıkışmış bir yaşam içinde kaldım öylece...
    Çıkış yolu asla olmayan tüm bedenimi titreten bir yaşam.
    İliklerime kadar acısını hissederken benden alıp gittikleri gözmünün önünden geçiyor.
    Yaşam bu kadar adaletsiz olmak zorunda mıydı?
    Gözyaşlarım yanağımdan damla damla süzülürken içten
    kopan fırtınalarımın şiddetini artık durduramıyorum.
    Sessizce beklerken kenarda içimde yaşadıklarımı
    belkide kimselere söylüyemiyorum.
    Yaram her geçen saniye daha çok kanıyor.
    Anılarım ise ayağa kalkmış durdurmak için kendimde güç bulamıyorum.
    Kendimi avutmak içinde artık hiç gücüm kalmadı.
    Sahte maskelerle etrafıma saçtığım gülücüklerin yerini nedense düşüne maskemle
    gerçek olan evet gerçek isyankar yüzümle tüm demlerimi oynuyorum.
    Islak yüreğim asla kurumaya yüz tutmadı.
    Gözyaşlarımla her daim ıslandı,ıslandı...
    Yüreğim fermanı verilmiş ölüm eşiğinde...
    Canım belki bu kadar hiç acımamıştı.
    Artık kendimi durduracak ne takatım ne de cesaretim var.
    Soğuktan titreyen beden değil bendeki..
    Benim bedenim acılarıma karşı titriyor.
    Köşeye sıkıştırılmış yaşam benim ki...
    Pervarsızca çığlıklarını dışa vuran fakat kimselerin duymadığı bir yaşam.
    Herkesin kulaklarını tıkadığı bir yaşam.
    Dipsiz kuyularda çırpınırken el uzatılmayan, yüreğime sus desemde susmayan,
    Gözyaşlarımı bağrıma bassamda beni tatmin etmeyen yaşam benim ki...
    Artık ne yapsam nafile durmuyor bu sessizce attığım feryatlar...

    Yazarı BiLinmiyor


    12/25/2007

    YokLuğun

    1

    YokLuğun

    Yokluğun bir kabus  gibi düştü içime
    Ne yana dönsem her yerde sen...
    Kaçmak kurtulmak istiyorum bu sevdadan
    Kaçtıkça daha da gömülüyorum...
    Haykırışlarım boşa kaçışlarım çaresiz
    Bir boşlukta yuvarlanıyorum adeta...
    Kimseler duymuyor feryadımı
    Elimden tutup kimse alamıyor beni senden
    Boğuluyorum  ölüyorum duyan yok beni
    Bir sendin beni anlayan
    Yaşama sevincim olan
    Meğerse ölümüm oluyormuşsun...
    İnce ince yok ediyorsun beni
    Görmüyormusunnnn....!!!!

    Yazar: Canısım


    11/16/2007

    geridön

    Geri Dön

    En çok özlenildiği zaman sevilir giden
    Özledikçe severiz, sevdikçe özlemler birikir göğsümüzün en yangın yerinde.

    Sevgi varken yaşanan ayrılıklar sızılı bir masaldır.
    Sebep ya şartlardır, ya zamandır,
    ya da belki de sevginin göz alıcı, sihirli ışığına teslim olmaktan korkmaktır.
    Ne olursa olsun bu masal ayrılıkların ayrılıklarla başlamadığını anlatır.
    "Hoşça kal" der bir yazı, ya da bir ses.
    Yüzünü sevgilinin yüzüne değdirmeyi kimse bu anda istemez.
    Çünkü en çok o ana isyan eder belki çıldırasıya sarılma, delice öpme isteği...

    ("Dur gitme! Hoşça kalamaz ki kimse, ne giden ne de kalan geriye...")

    (Gidenin biz olduğumuzu düşündüğümüzde hep kalan olmadık mı aslında geriye?
    Gittiğimizi düşünüp aynı yerde saydık hep.
    Doğum günleri çoğaldı avuçlarımızda,
    takvim yaprakları anılarıyla düştü yüreğimize.
    Ne yana kaçsak aynı yerde kaldık hep.

    Vakitli vakitsiz hasretler nöbeti,
    gece yarısı sevgilinin o güzel hayali,
    gözlerde lanetli bir hıçkırığın intihar eşiği...)

    Sevdikçe sevilenin yürekte kalmasındandır aslında hepsi...

    Oysa aslında bitmemiştir değil mi?

    Sözler söylenmiş, gereği düşünülmüş, süren sürülmüştür...

    Ama bir bekleyiştir, içinde taşıyan ümidi...
    Beklersin, neyi niye niçin beklediğini bilmeden...
    Aslında bilirsin, çünkü geriye sevgi ve şiir kalmıştır, terk edemez ki onları seven.

    (Evet şimdi ne zaman bir şarkı, bir söz, bir hatırlayış olsa
    hep bir pay bırakır bana ve sana olan sevdama...

    UNUTMA
    BEN GİDERKEN DÖNÜP DOLASIP HEP SANA GELİYORUM ASLINDA...

    Arkama baksam da bakmasam da
    umudum
    "Gitme" sözünün fısıltısında
    ........................................)

    Yazarı bilinmiyor

    bilen arkadaşların bana bildirmesi önemle rica olunur

    Prenses

    9/24/2007

    Seni Seviyorum

     

               

       Yıkık kent sevdası işte bitiyor...


    Oysa sen dokunurken bu şehre, şehir inlerdi.
    Adımlarından anlardım gelişini
    Bir çok insan yürüyor şimdi adımlarını sürüdüğün caddelerde…
    Ama hiçbiri senin yüzündeki tebessümü vermiyor bu kez benim yüzüme


    Şimdi gidişini herkes göz yaşlarımdan anlıyor.
    Sen olmayınca, hiç kimse olamıyor hiçbirşeyim…
    Eyleme dayalı göz yaşlarım akmaktalar bir bir…


    Dünyanın umurunda mısın?
    Oysa ben seni dünyanın şahdamarı sanırdım.
    Yıkılan kent sevdası işte burada biter
    Yaşlı gözler elbet bir gün diner
    Bir sevda kendini düne armağan eder.
    Sayısız sevmelerim şimdi neye yarar
    Ya da geç kalmış pişmanlıklarım…


    Yaram\az artık bana…
    Şimdi seni sonbahara sığdırıp tüm mevsimlerimi yaza gebe bırakıyorum.
    Sesi değince yüreğime başkalaşan adam!...
    Hangi bahar hazır olursun aşkıma?
    Bekleyim, sırtımda bıçak gibi keskin duran soğuğumla…


    Yaşanmışlıklarını sen biriktir öyle gel!...
    Ben yaşayamadıklarımla özlerim seni yine
    Kin vurmaz yüzüme bilirsin
    Bencillik nedir bilmem ben…
    Mart soğuğu değerken tenime, sen yaşa benim sahip olamadıklarımı…
    Yarınlar uzak değil biliyorum.
    Ellerin arayacak beni zamansız…
    Biliyorum…


    Sesi değince yüreğime sevda yeminini özleten adam!...
    Gideceksin biliyorum.
    Gecikmedin gitmek için, geldiğin kadar geç kalmadın yani
    Bu kadavra aşkımın yüzüne bile bakmadan
    Şehrimi enkaza teslim edip gittin…


    Güzel bakışlı, masal yüzlü dev Kahraman!
    Ne çok büyüttüm gözümde seni ve ne kadar çok büyüdüm gidişinle
    Mevsimsiz bir yalnızlıkla sevdim seni
    Sevdiğimden habersiz dolaşırken sen bu caddeleri
    Kızıl nehirlerde boğulmamak için düşlerimi can simidi yaptım kendime…


    Sen benim tekdüze edilmiş masalımdın…
    Ben bir tek senin gözlerine kanardım.
    Sen duymasan da ben söylerim, kulaklarında çınlasın…
    Yaşıyorum, hep sana kalıyorum
    Ve ben hep seni özlüyorum…


    Duymadığın tek kelimeyi ödenmesi gecikmiş bir senet gibi
    Haczedilmiş kıymetli düş gibi adrese teslim ediyorum…
    Borcumun bedeliyse bu sözler
    İşte ödüyorum…


                         Kahraman Tazeoğlu                        

                                                                                   

                     

     

       

     
    9/19/2007

    sapanla gelme

     
    9/14/2007

    Seni seviyorum

     
    9/7/2007

    Mazideki AcıLar

     

    Mazideki AcıLar

    Büyük konuşma arkadaş sende bir gün anlarsın,
    sende bir gün anlarsın geriye dönüp baktığında
    kocaman bir hiç olduğunu hayatın…

    Aynalara bakarsın saçlar ağarmış, yüzünde derin çizgiler
    maziye dalarsın yüreğin alev - ateşyanarak
    sevdalar üşüşür hatırana, sevgiler ve birde özlediklerin
    vefasızca bırakıp gidenleri anarsın o an, bir de kalanları…

    Düşünürsün, onursuzca kalanlar mı vefasız
    yoksa onuruyla bırakıp gidenler mi?
    dürüst olanlar mı kazançlı, yoksa  sahtekarlar mı?
    çıkamazsın içinden…
    hep aynı soru zihninde dolanıp durur
    yanıtladığın her soru yeni bir cevap arar
    bomboş yaşadığına mı yanarsın,
    yoksa  yaşamakta olduğuna mı?
    bir anlam veremezsin…

    Bir kıyıda gülüşünü yitirirsin
    bir sızıda yüreğini
    ve ağlamaktan gözlerini yitirirsin
    bir yıldızın sönüşünde düşlerini...

    Uğraşma boşuna dostum, gidenleri geri getiremezsin
    bir flim şeridi gibi geçer gözlerinin önünde hayatın
    neydi, ne oldu, ne olacağını bilmeden?…

    Baktığın her yerde geçmişten bir bölüm yakalar seni
    kaçmak mı istediğin, yoksa dönmek mi istediğin maziye
    pek anlayamazsın?
    gözlerini yumarsın bir düşün içindesin, uyanmak istemezsin,
    sonra kirli eller uzanır düşlerine, mazideki anı ve acılardan…
    birkez daha yüreğinin sızısını duyarsın derinden...

    Boşuna uğraşma ah dostum,
    ne sen mazinden kaçabilirsin, nede mazin seni bırakır
    bakarsın karşında üzgün bir çehre bir gün,
    depreme tutulurcasına yüreğin, irkilirsin.
    ağlamak istersin bir damla gözyaşın akmaz.
    sonra dönüp bakarsınki dünler harabe,
    yarınlar umutsuz,
    geri dönmeyen tek değer zaman.
    ve onu artık hiç bir güç geri getirmez …

    Tek şey değişir, çehren.
    ve seni yalnız bırakmayan iki damla yaş
    bir gün ölüm çalıverir kapını ansızın
    bir avuç toprak olur bedenin
    artık geri dönemezsin....
    (prenses)
    06/12/2000 Çarşamba
    Eylem Çalışkan

       

     

     

    8/24/2007

    Uçurumlardan Atamadığım Kalbime

     

     

                                                                                                                         

    Roses

    Uçurumlardan Atamadığım Kalbime

    İnsanların ne kadar kötü olduğunu görmek beni hiç
    şaşırtmıyor, fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını
    görünce hayretler içinde kalıyorum.
    (Goethe)

    Divider
    Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından.
    Anılardan kırıntılar var hatırımda, anlamsız ucuz zamanlara dair.
    Oysa anlamı olan bir şeyler arıyorum geçmişimde... Anlamı olan bir şeyler girsin istiyorum hayatıma...
    Divider
    Hayatın bir yerinde bir fotoğrafa girmeye zorluyorum kendimi.
    Ama hep kenarda kalıyorum. Ben mi seçiyorum orayı hep? Yoksa onlar mı bana uygun görüyor, kestiremiyorum? Hep orada, yalanın, üçkağıdın, ikiyüzlülüğün, yalakacılığın olmadığı yerde kalıyorum. Hep kenarı uygun görüyorlar bana. Ortaları yalancılar, yağcılar, onursuzlar, üçkağıtçılar kapıyor...
    Divider
    Gözlerime bakıpta asıl utanması gerekenler utanmıyor ey hayat, ben utanıyorum onların yerine, utanmazlıklarından ruhum daralıyor, yüreğim inciniyor. Bazen çevremden, her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum. Hayatın bu kirli sahnesinde insanın iğrençliği tiksindiriyor beni.
    Divider
    Biliyorum ben iyi bir oyuncu değilim, kıvıramıyorum, kavrayamıyorum senaryoyu. Hayat yalancıyı,onursuzu, kıvıranı seviyor neylersin. Oyunun içinde aşağılık rolünü iyi oynayanı seviyor. Yüreğiyle değil, beyniyle oynayanı seviyor.
    Aldatmanın aldatılmaktan daha makbule geçtiği bir zamandayız ey hayat, bu yüzden hep aldatıldım...
    Divider
    Oyunun adını bulmaya çalışıyorum, anlamaya çabalıyorum senaryosunu. Sevdiklerimin gözlerine bakıyorum, sevmediklerimin. Beni seviyor görünenlerin gözlerine bakıyorum, sevmeyenlerin. (Keşfettiklerim) bulduklarım, anladıklarım ürkütüyor beni. Ürküyorum hayattan ve hayatın rölünü iyi oynayan utanmaz haytalardan...
    Çevremdekilere bakıyorum mertlik, dürüstlük denen kavramlar çoğuna yakışmıyor. Küçücük çıkarlar uğruna böyle ucuz duygusuz yaşayabiliyorlar. Bazen baban, kardeşin bile ucuz çıkarlar için seni satabiliyor... Olsun, ilk kez yaşamıyorum hayal kırıklığını, ilk kez yaşamıyorum ihaneti. Çocukluğumdan biliyorum ki, uzak dağbaşlarında yaralara merhem yerine tütün basarak ayakta durabiliyor çobanlar...
    Divider
    Ey yüksek uçurumlardan atamadığım kalbim, kanayan ve hiç kapanmayan bir yaraydı bıraktığın ömrüme. Bu yüzden acıyıp dururyor yüreğim, ömrümün susuz kalmış çiçeklerine... Uzlaşmasız kopuyor ilişkiler, parçalanan bulutlar gibi dumanlanıyor gözlerim. Anılar üşüşüyor belleğime, hüzünleniyorum, efkarlanıyorum, üzülüyorum...
    Divider
    Ne çok kırıldım, ne çok şey yaşadım hayatın bu kirli sahnesinde. Sancılarla örülmüş bir ömürden geliyorum ey hayat, acılarla örülmüş bir ömürden... Kırgınlıklar kolay iyileşmeyen yaralardır biliyorum... Kalbime batan hançerin sapını tutan el önemli değil artık! Nasılsa en büyük darbeyi insan yakınlarından yer.
    Bir gün akşam olur elbet biter ömür, sızılar kalır geride. Bir de yüreğimde şiir kırıkları.
    Anladım ki, iki kere iki dört etmiyor her zaman.
    Divider
    ah! kalbim
    ah! duyarlı yanım
    ortak oynanan bir oyunmu hayat?
    herkesin kendisini oynadığı
    yalnız bir tragedyayım ben
    maskesiz, seyircisiz
    her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli

    kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
    silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
    bir kar çölü ıssızlığıyım, durgun bir gölün sessisliği
    her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
    bir kahır dağına
    hiç bir yol çıkmıyor umuda
    kalbimi iki buzdağının arasına koyup uyuyorum
    bir başka bahara açmak için çiçeklerimi

    gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü gülüm
    ‘ örtki ölem’

    Divider
    Nuri CAN
    *’Erzincan ağzı’

     


     

     

    Divider

    MasalPrensesi

     

      

               
           

                                                                                                                        

     

    8/10/2007

    bukadar sevmedim

     

    Seni sevmek