|
|
6/13/2009
|

Al koynunda sakla kırılgan gülüşlerimi!
Suskunluğumu çığlıklara gömdüm sustukça depremler başladı ruhumda kusup atmak istedim içimdeki zehri, olmadı yapamadım ellerimde kırılgan can kırıkları yüreğimi kesiyor, canım kanıyor anne sesli harfler biriktiriyorum dilimde intiharın eşiğinde cümleler bir uçurum kenarında ha düştüm, düşeceğim hayat ile ölüm arasında kaldım...
Nicedir zehirli bir ok gibi kalbime saplı hüzün özlemler birikiyor durmadan ters güzergahlar üstüne gözlerim uzaklara dalıyor, yollar tutuklu, ben yorgun gidenler dönmüyor anne, hasretlik dinmiyor zifir gecelerde, zehir yalnızlıklar demliyorum kaderime yağmur kokuları sarıyorum boynuma sızım - sızıları alıyorum koynuma sızım elif sızısı, yazım elif yazısı kalemim de küstü duygularıma kalakaldım öylece sayfalar ortasında şaşkın dudaklarımda bir ah!!! Kimse bilmiyor suyu çekilmiş ırmaklar gibi duruyor başımda gam ah anam yine yangın, yine hicran payıma düşen elbet biz de güleceğiz bir gün bu kiralık lanet acılara inat...
Bir zamanlar kınalı kuşundum artık yaralı bir kuşum anne! yüreğimdeki kuşun kanadı kırık acımayıp vurdular kanatlarımdan ak sütünle boyalı kınalı kanatlarımı zehirli silahlarıyla kana buladılar
Göğüs kafesimde yalnız, yaralı ve yamalı bir yürek tebessümlerim bile doldurmuyor gamzelerimi artık zifir acılar damlarken gecenin parmaklarından gözyaşı biriktiriyorum gülüşlerimde durmadan. oy ben ki, hazan bahçelerinde bile gülümserken güzlere dört mevsimim dalları kırık bir sonbahar ağacıyım şimdi, yapraklarımda sarı hüzün her fırtına ömrümden bir parça kopardı...
Leyl-ü Nehar’ı geçip gelemedim nenni yol boyu kalp kırıkları, kar yolu cam kırıkları mevsim zemheri bırakma ellerimi üşürüm gamzelerimde biriken ruhumla, yıka kanatlarımı iz kalmasın dil yaralarından yüreğimi kesen can kırıklarından arındır beni al koynunda sakla kırılgan gülüşlerimi al yüreğinin can kafesinde barındır...
(Prenses) EyLem Çalışkan
| | | |
12/8/2008
|
|
|
|
|
|
|
Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer
Öyle çabuk gömdünki sessizliğine, yüreğinin ne kadarına sığdırdığını bilmiyorum beni. Ne kadar ki yüreğin küçük bir sığlığa koydun beni. Merak ediyorum; o kadar ağır mı geldim de taşıyamaz oldun beni.
oysa uzun yollardan gelmiştim sana uzun ve soluksuzdu geldiğim yollar dinlenmeden usanmadan patika yollarında düşmeden senin yüreğinin yolları bu kadar kısamıydı ki gölgesiz yarı yollarda bıraktın beni daha soluklanmadan sende daha sindiremeden beni
Yüreğimi gecene sığdıramayıp karanlığına attın beni. Oysa yıldızları toplayıp gelmiştim sana. Avuçlarımda sıkılı kaldılar, bırakamadım kucağına. Ait olamamanın acısını bilirim, hüzün işlemiş yıldızları ait oldukları yere yani geceye bıraktım gözyaşları içinde. Göz yaşlarım içime aktı. Anladımki içe akan gözyaşları kadar hiçbirşey acıtmıyormuş yüreği.
olmak istesemde ait olamadım sana tutamadım gözyaşlarımı içime aktı çok yandı canım
Bedel; bedenime ağır gelen bir yara şimdi. Seni gören gözlerimin bedeli gözyaşlarımsa, döktü içine yaşlarını ödedi bedelini.Tenine dokunan ellerim ödeyecekse bir bedel yansınlar ateşte o zaman, yoksa ödenemez bu bedel.
Aitsizliğim bir bedelse eğer, yüreğimde ödedi bunu. Ve bedelini ödemem varlığından daha uzun sürdü, bilesin. Bedel ödeme sırası sana gelmişken, yıldızlarını kaybettirip içinden hüzün geçirdiğin gecelerimin bedelini öde ödeyebilirsen şimdi!
Serkan Torun
14/07/2006-17:31
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| | 5/28/2008
|

|
Ben seni adı sevmek olsun diye değil, ben seni yürekten sevdim ben seni gerçekten sevdim. Ben senin kaşını gözünü değil ben senin sevgi dolu yüreğini sevdim, ve o sevgiden bir parça alabilmek için ALLAH a hergün dua ettim. Benim sana verebileceğim başka birşeyim yok, elimde bir demet çiçek, gözümde iki damla yaş ve kalbimde... Ve kalbimde senin için beslediğim büyük bir aşk. Ben seni adı sevmek olsun diye değil, ben seni yürekten sevdim. BEN SENİ ÖLÜMÜNE SEVDİM...
Prenses |

|
| 5/25/2008


Gidiyorum../..kendime
puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken,
hüznüm ardından ağlıyordu
alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı,
arkama dönüp bakmadan gidiyorum..
sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen,
bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım,
vicdanım el vermedi
usulca soyundum
ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini,
gidiyorum..
umudum küçük bir kız çocuğu,
el sallayarak çağırıyor beni uzaklardan
ısrar etmeyeceksin kalmam için ama hani olur ya, yine de etme
yapamadığım tek şeydi baharda kardelen yetiştirmek
sen onu istedin, mahcup oldu yüreğim,
gidiyorum..
oysa benim de hayallerim vardı;
dans edecektim yağmurda,
sonbahar’a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım,
çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda
fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline
konuşturma beni giderayak
çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını,
gidiyorum..
eskiden olsa eteğimi çekiştirip beni kandırırdı içimdeki çocuk,
üzüleceğimi bile bile
gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin..?
ki artık ağlayamıyor bile
onu bu kurak, duygusuz ve yeşili az topraklarda,
her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp,
hayata kazandırmam olanaksız
o çok sevdiğin korkularını,
her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak,
içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak gidiyorum..
sen bir bedenle sevişmek istedin,
bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle
adımlarımızın uyumsuz olduğunu neden hemen kabullenemedim diye
kırılarak kendime,
gidiyorum..
şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek
canımı daha fazla acıtamayacağını bilmek,
biraz olsun mutlu ediyor beni
sürüklenmiyorum dikkat et,
gidiyorum..
sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi
bir süre sonra denize ulaşıp,
korunaklı seyir defterimin ilk sayfasına taze ve diri umutlar
işleyeceğim
yüreğimi çıkartıp her şeyiyle masaya dökerken,
senden daha cesur olduğum için utanma sakın
bu cesaret,
çocukların masum dualarından çaldığım inatçı bir bekleyişti sadece
bana balonlar alabilecek kadar yürekli bir sevgiyi,
korkularıma rağmen başım dik karşılayacağıma dair söz vererek
gidiyorum..
bir bedeni değil, bir yüreği özlediğin vakit,
umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için
bana ait olan ve olmayan,
bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak gidiyorum..
az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana
yolun açık olsun.
 .
|
|
|
Pelin Onay
|
Prenses
|
|
|
|
|
5/23/2008
 Anılar öptü dudaklarımı
(..çok zaman sonra belki de sen..)
sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz
acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık
kirpiklerimizde beslenen düşler,
yeni doğacak sevgililere miras
düşünüyorum da,
belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle
çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi
yağmur yağarken anımsadığın ben değil,
yalnızlığındı belki de
ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
beni duyamayacak kadar sessizsin artık
nakaratındayım anıların
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
ben de senin şarkılarını söylüyorum
is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık
dağınıklığını toparlarken odamın,
elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin
göz göze geldik bir an,
gözlerinde 'seni seviyorum' bakışın
kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi
resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman
her şeyden önce dostumdun,
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim
şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık
nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
rakı makamına göre kadehe doluyor
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
an geliyor,
kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık
ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil
sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim
sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra..çağıra
kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama
sevdim seni, ayazda..boranda
ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık
bir kedi gözlerimin içine baktı
ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı
antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı
gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı
anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı
çok zaman sonra sen de öp beni desem,
öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık
ve sen, her şeye rağmen gelip, 'seni seviyorum' desen,
bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..
| |
| Pelin Onay
| | |
Prenses | | | | | | | |
1/20/2008
|
Suya Yazı
Suya yazıyorum. Hiçbir satırın sonunu düşünmeden ve çünküyle biten hiçbir cümlenin sonuna şerh düşmeden. Bu bir itiraftır aslında ne yazılması önem ne de bilinmesi mühimlik arzeder. Sabırsız bir Salıyı savuşturmaya çalışırken gözlerim. Tüm noktalarımı suya düşürüyorum. Anlamını bu kadar çabuk yitirecekse sendeki ben susma. Kaleminden bir nokta da sen düşür yaşamadıklarımıza.
Güle yazıyorum. Tam da mevsimi gelmişken hani şu varoş bahçelerinde sessiz açan kahve çıkışı geç bir saate boynu hoyratça kırılan kocaman kadife güllerine. Hanımeli kokusuyla çekiyorum buruk nefesimi anlık tebessümlere doymuş yüzüm düşüyor yere. Hiç yoktan çiğniyorum kaldırımları. Acı bir keman sesiyle gömülüyorum yokluğuna gayrı yitirme vaktidir anlamını bakışlarımın.
Ve gülün ve suyun üstüne yemin olsun ki hiçbir göze bakamaz artık asılı dururken gözlerinde. Salı akşamlarında ne yana doğrulursa ölümün namlusu alnım orda olsun istiyorum. Ne çok şey istiyorum ne az fedakarım ne yavan seviyorum ve ne çabuk yalnız kalıyorum.
Dur...
Az sonra susar çarpıntılarım, keman susar. Az sonra veremli bir sancı başlar. Gıyabına beslerim tüm heveslerimi.
Dur...
Birazdan güneşim bildiğim birkaç anım bin yıldıza bölünür. Hangisini tutsam biraz sen kokar.
Dur...
Merhem niyetine az daha süreyim silüetini acılarıma. Ne dayanılmazdır bilemezsin maviliğinden uzak kalmak.
Az sonra ben de giderim bu düşten başka bir düşüşe. Az sonra yıkılır hüznüm anlamaz bir dost yüzünde çöreklenir ortasına yüreğimin. Ve bilirsin ne çabuk ihanet eder yüreğime, delişmenliği gözlerimin.
Ama... Yağma yok bu sefer başka şart olsun ki başka. Ulu orta çocuk gibi yalvarmasamda ağlamak çıkıyor fallarımda.
Bir tek çok sorarlar diye korkuyorum seni. Çıkarıp sakladığım yerden anlatırım diye.
...
Sahi....
Bir adın olmalı senin. Bahar, çiğdem, çiçek tadında. Kenger zamanıda gelmişken kayaçlarına memleketin yetişkin bir hüzünle bakmalıyım usulca uzaklayışına.
Öyle ya bir adın olmalı senin. Yağmurda yıkanmış ilk hecesi, menekşe der gibi tebessüm doldurmalı donuk bakışlara. Bir tutam gülücük serpiştirmeli her söylenişte.
Deniz gibi, gök gibi, umut gibi
Aşk gibi....
Firâk ı ölüm bir adın olmalı senin.
Bak ulu orta söyleyeceğim şimdi dili lâl.
Ya öldür beni yada adını aklımdan al.
Yazarı Bilinmiyor | | | | | | |
12/29/2007
|
kimsesiz kumsallar
İçe kapanma kıyılarına vurdum kendimi. Suya aksi vuruyor bugünkü maskemin. Sessizliği dinlerken mumdan gülüşüm eriyor yanaklarımdan. Yakıcı kokusu ciğerlerine doluyor sahte mutlulukların ve damla damla düşüyor avucuma. Sessizlik içinde hep pişmanlıklar, keşkeler çığlık çığlığa. Huzursuz bu suyun kıpırdanışları... kırgın. Oysa ki ne kadar düzgün ve berrak seyrederken. Hissediyorum, kızıl saçlarını mavi rüzgara bırakan denizkızının uğulduyan istiridyelerde gizlediği düşlerini. Yıldızları görüyorum gece kayarken tuttuğum dileklerin ağırlığıyla gömülmüş sulara.
Adım adım yaklaşıyorum derinliklere, ya ayağım kesilecek yerden ya bu mavilik yutacak gün geldiğinde. Dalıyorum boynum bükük, çıplak duygularla. Yalınayak kavgalarım. Dokunduğum su kadar bölünebilse keşke acılarım, cankırıklarım dalgaların vurduğu kayalarda kalabilse geri gelmeden. Martılar balıkların cilvelerini resimleseler kumlara kimsesiz rıhtımları mutlu etmek için. Kırık tahtalarda hafif bir tebessüm belirebilse ve sular köpük köpük kucaklasa kıyıda unutulan yosunları.
Kimsesiz ve kırık rıhtım , ucu saçak saçak kalın bir urgan ve kumlarda ters dönen bir kayık… Yalnızlığını dinliyorum denizin, ve köhne teknelerin sessizliğinde ağlıyorum için için.
Dingin mavinin içinde kırmızı bir tufan kopmakta. Tüm balıkların yüreğini, denizkızının düşlerini yutuyor girdap, dönüyor usul usul ve deniz kayıyor gözlerimde. Kumlar uçuşuyor, cankırıklarım batıyor rüzgarla heryerime, saçlarım dolanıyor kurumuş yosunlarla. Bu kıyıda kalmak istemiyorum. Sular çekmiyor beni, tutunamıyorum da rüzgarın ucuna ve deniz gözler terkediyor yavaş yavaş… sular çekiliyor, gitgide kuruyor sahiller, denizle rüzgarın sevişlerinden kalan tuzu basıyorum gönül yarama… Kanayan yaramı dinliyorum.
Sesimi duymak için uzanın kumlara güneş doğmadan. Çakıllar arasındaki çıtırtılara kulak verin sabah ayazı teninize düşerken. Yalnızlığı dinleyin ve güneş doğmadan yakarıp 'sıcak gülüşlerini' özlediğimiz soğuk duruşların ayazına portakal çiçeklerini düşürmesini isteyin göğsünden. Yükselirken aydınlığı , bana eşlik eden dolunayın süzülen gümüş damlalarını serpeceğim üzerinize … dinleyin …hissedin , gözönünde ve kalabalıkta olanların da ağladığını…
Dalgalar gülen maskemi yıkar , yıldızlar yalnızlığımı haykırır, peki kim ağlar ‘bende tükettiğin sana’ ben gibi !!…
Şimdi kaybolmak istiyorum sularda, yavaş yavaş boğulmak ve mavide tüketmek beyaz hayalleri… çekilirken benide alın dalgalar. Yosunlarınıza benide sarın.
Birgün kuruyan denizyıldızlarıyla bırakın kimsesiz kumsallara…
Yazarı BiLinmiyor
|
|
|
Köşeye sıkışmış bir yaşam
Köşeye sıkışmış bir yaşam içinde kaldım öylece... Çıkış yolu asla olmayan tüm bedenimi titreten bir yaşam. İliklerime kadar acısını hissederken benden alıp gittikleri gözmünün önünden geçiyor. Yaşam bu kadar adaletsiz olmak zorunda mıydı? Gözyaşlarım yanağımdan damla damla süzülürken içten kopan fırtınalarımın şiddetini artık durduramıyorum. Sessizce beklerken kenarda içimde yaşadıklarımı belkide kimselere söylüyemiyorum. Yaram her geçen saniye daha çok kanıyor. Anılarım ise ayağa kalkmış durdurmak için kendimde güç bulamıyorum. Kendimi avutmak içinde artık hiç gücüm kalmadı. Sahte maskelerle etrafıma saçtığım gülücüklerin yerini nedense düşüne maskemle gerçek olan evet gerçek isyankar yüzümle tüm demlerimi oynuyorum. Islak yüreğim asla kurumaya yüz tutmadı. Gözyaşlarımla her daim ıslandı,ıslandı... Yüreğim fermanı verilmiş ölüm eşiğinde... Canım belki bu kadar hiç acımamıştı. Artık kendimi durduracak ne takatım ne de cesaretim var. Soğuktan titreyen beden değil bendeki.. Benim bedenim acılarıma karşı titriyor. Köşeye sıkıştırılmış yaşam benim ki... Pervarsızca çığlıklarını dışa vuran fakat kimselerin duymadığı bir yaşam. Herkesin kulaklarını tıkadığı bir yaşam. Dipsiz kuyularda çırpınırken el uzatılmayan, yüreğime sus desemde susmayan, Gözyaşlarımı bağrıma bassamda beni tatmin etmeyen yaşam benim ki... Artık ne yapsam nafile durmuyor bu sessizce attığım feryatlar...
Yazarı BiLinmiyor

| | 12/25/2007
|

YokLuğun
Yokluğun bir kabus gibi düştü içime Ne yana dönsem her yerde sen... Kaçmak kurtulmak istiyorum bu sevdadan Kaçtıkça daha da gömülüyorum... Haykırışlarım boşa kaçışlarım çaresiz Bir boşlukta yuvarlanıyorum adeta... Kimseler duymuyor feryadımı Elimden tutup kimse alamıyor beni senden Boğuluyorum ölüyorum duyan yok beni Bir sendin beni anlayan Yaşama sevincim olan Meğerse ölümüm oluyormuşsun... İnce ince yok ediyorsun beni Görmüyormusunnnn....!!!!
Yazar: Canısım |
 
| 11/16/2007
Geri Dön
En çok özlenildiği zaman sevilir giden Özledikçe severiz, sevdikçe özlemler birikir göğsümüzün en yangın yerinde.
Sevgi varken yaşanan ayrılıklar sızılı bir masaldır. Sebep ya şartlardır, ya zamandır, ya da belki de sevginin göz alıcı, sihirli ışığına teslim olmaktan korkmaktır. Ne olursa olsun bu masal ayrılıkların ayrılıklarla başlamadığını anlatır. "Hoşça kal" der bir yazı, ya da bir ses. Yüzünü sevgilinin yüzüne değdirmeyi kimse bu anda istemez. Çünkü en çok o ana isyan eder belki çıldırasıya sarılma, delice öpme isteği...
("Dur gitme! Hoşça kalamaz ki kimse, ne giden ne de kalan geriye...")
(Gidenin biz olduğumuzu düşündüğümüzde hep kalan olmadık mı aslında geriye? Gittiğimizi düşünüp aynı yerde saydık hep. Doğum günleri çoğaldı avuçlarımızda, takvim yaprakları anılarıyla düştü yüreğimize. Ne yana kaçsak aynı yerde kaldık hep.
Vakitli vakitsiz hasretler nöbeti, gece yarısı sevgilinin o güzel hayali, gözlerde lanetli bir hıçkırığın intihar eşiği...)
Sevdikçe sevilenin yürekte kalmasındandır aslında hepsi...
Oysa aslında bitmemiştir değil mi?
Sözler söylenmiş, gereği düşünülmüş, süren sürülmüştür...
Ama bir bekleyiştir, içinde taşıyan ümidi... Beklersin, neyi niye niçin beklediğini bilmeden... Aslında bilirsin, çünkü geriye sevgi ve şiir kalmıştır, terk edemez ki onları seven.
(Evet şimdi ne zaman bir şarkı, bir söz, bir hatırlayış olsa hep bir pay bırakır bana ve sana olan sevdama...
UNUTMA BEN GİDERKEN DÖNÜP DOLASIP HEP SANA GELİYORUM ASLINDA...
Arkama baksam da bakmasam da umudum "Gitme" sözünün fısıltısında ........................................)
|
Yazarı bilinmiyor
bilen arkadaşların bana bildirmesi önemle rica olunur
Prenses | 9/24/2007
|
|

Yıkık kent sevdası işte bitiyor...
Oysa sen dokunurken bu şehre, şehir inlerdi. Adımlarından anlardım gelişini Bir çok insan yürüyor şimdi adımlarını sürüdüğün caddelerde… Ama hiçbiri senin yüzündeki tebessümü vermiyor bu kez benim yüzüme
Şimdi gidişini herkes göz yaşlarımdan anlıyor. Sen olmayınca, hiç kimse olamıyor hiçbirşeyim… Eyleme dayalı göz yaşlarım akmaktalar bir bir…
Dünyanın umurunda mısın? Oysa ben seni dünyanın şahdamarı sanırdım. Yıkılan kent sevdası işte burada biter Yaşlı gözler elbet bir gün diner Bir sevda kendini düne armağan eder. Sayısız sevmelerim şimdi neye yarar Ya da geç kalmış pişmanlıklarım…
Yaram\az artık bana… Şimdi seni sonbahara sığdırıp tüm mevsimlerimi yaza gebe bırakıyorum. Sesi değince yüreğime başkalaşan adam!... Hangi bahar hazır olursun aşkıma? Bekleyim, sırtımda bıçak gibi keskin duran soğuğumla…
Yaşanmışlıklarını sen biriktir öyle gel!... Ben yaşayamadıklarımla özlerim seni yine Kin vurmaz yüzüme bilirsin Bencillik nedir bilmem ben… Mart soğuğu değerken tenime, sen yaşa benim sahip olamadıklarımı… Yarınlar uzak değil biliyorum. Ellerin arayacak beni zamansız… Biliyorum…
Sesi değince yüreğime sevda yeminini özleten adam!... Gideceksin biliyorum. Gecikmedin gitmek için, geldiğin kadar geç kalmadın yani Bu kadavra aşkımın yüzüne bile bakmadan Şehrimi enkaza teslim edip gittin…
Güzel bakışlı, masal yüzlü dev Kahraman! Ne çok büyüttüm gözümde seni ve ne kadar çok büyüdüm gidişinle Mevsimsiz bir yalnızlıkla sevdim seni Sevdiğimden habersiz dolaşırken sen bu caddeleri Kızıl nehirlerde boğulmamak için düşlerimi can simidi yaptım kendime…
Sen benim tekdüze edilmiş masalımdın… Ben bir tek senin gözlerine kanardım. Sen duymasan da ben söylerim, kulaklarında çınlasın… Yaşıyorum, hep sana kalıyorum Ve ben hep seni özlüyorum…
Duymadığın tek kelimeyi ödenmesi gecikmiş bir senet gibi Haczedilmiş kıymetli düş gibi adrese teslim ediyorum… Borcumun bedeliyse bu sözler İşte ödüyorum…
Kahraman Tazeoğlu
| |
9/7/2007
|
Mazideki AcıLar
Büyük konuşma arkadaş sende bir gün anlarsın, sende bir gün anlarsın geriye dönüp baktığında kocaman bir hiç olduğunu hayatın…
Aynalara bakarsın saçlar ağarmış, yüzünde derin çizgiler maziye dalarsın yüreğin alev - ateşyanarak sevdalar üşüşür hatırana, sevgiler ve birde özlediklerin vefasızca bırakıp gidenleri anarsın o an, bir de kalanları…
Düşünürsün, onursuzca kalanlar mı vefasız yoksa onuruyla bırakıp gidenler mi? dürüst olanlar mı kazançlı, yoksa sahtekarlar mı? çıkamazsın içinden… hep aynı soru zihninde dolanıp durur yanıtladığın her soru yeni bir cevap arar bomboş yaşadığına mı yanarsın, yoksa yaşamakta olduğuna mı? bir anlam veremezsin…
Bir kıyıda gülüşünü yitirirsin bir sızıda yüreğini ve ağlamaktan gözlerini yitirirsin bir yıldızın sönüşünde düşlerini...
Uğraşma boşuna dostum, gidenleri geri getiremezsin bir flim şeridi gibi geçer gözlerinin önünde hayatın neydi, ne oldu, ne olacağını bilmeden?…
Baktığın her yerde geçmişten bir bölüm yakalar seni kaçmak mı istediğin, yoksa dönmek mi istediğin maziye pek anlayamazsın? gözlerini yumarsın bir düşün içindesin, uyanmak istemezsin, sonra kirli eller uzanır düşlerine, mazideki anı ve acılardan… birkez daha yüreğinin sızısını duyarsın derinden...
Boşuna uğraşma ah dostum, ne sen mazinden kaçabilirsin, nede mazin seni bırakır bakarsın karşında üzgün bir çehre bir gün, depreme tutulurcasına yüreğin, irkilirsin. ağlamak istersin bir damla gözyaşın akmaz. sonra dönüp bakarsınki dünler harabe, yarınlar umutsuz, geri dönmeyen tek değer zaman. ve onu artık hiç bir güç geri getirmez …
Tek şey değişir, çehren. ve seni yalnız bırakmayan iki damla yaş bir gün ölüm çalıverir kapını ansızın bir avuç toprak olur bedenin artık geri dönemezsin.... (prenses) 06/12/2000 Çarşamba Eylem Çalışkan
|
8/24/2007
|
Uçurumlardan Atamadığım Kalbime
İnsanların ne kadar kötü olduğunu görmek beni hiç şaşırtmıyor, fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce hayretler içinde kalıyorum. (Goethe)
 Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından. Anılardan kırıntılar var hatırımda, anlamsız ucuz zamanlara dair. Oysa anlamı olan bir şeyler arıyorum geçmişimde... Anlamı olan bir şeyler girsin istiyorum hayatıma...
 Hayatın bir yerinde bir fotoğrafa girmeye zorluyorum kendimi. Ama hep kenarda kalıyorum. Ben mi seçiyorum orayı hep? Yoksa onlar mı bana uygun görüyor, kestiremiyorum? Hep orada, yalanın, üçkağıdın, ikiyüzlülüğün, yalakacılığın olmadığı yerde kalıyorum. Hep kenarı uygun görüyorlar bana. Ortaları yalancılar, yağcılar, onursuzlar, üçkağıtçılar kapıyor...
 Gözlerime bakıpta asıl utanması gerekenler utanmıyor ey hayat, ben utanıyorum onların yerine, utanmazlıklarından ruhum daralıyor, yüreğim inciniyor. Bazen çevremden, her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum. Hayatın bu kirli sahnesinde insanın iğrençliği tiksindiriyor beni.
 Biliyorum ben iyi bir oyuncu değilim, kıvıramıyorum, kavrayamıyorum senaryoyu. Hayat yalancıyı,onursuzu, kıvıranı seviyor neylersin. Oyunun içinde aşağılık rolünü iyi oynayanı seviyor. Yüreğiyle değil, beyniyle oynayanı seviyor. Aldatmanın aldatılmaktan daha makbule geçtiği bir zamandayız ey hayat, bu yüzden hep aldatıldım...
 Oyunun adını bulmaya çalışıyorum, anlamaya çabalıyorum senaryosunu. Sevdiklerimin gözlerine bakıyorum, sevmediklerimin. Beni seviyor görünenlerin gözlerine bakıyorum, sevmeyenlerin. (Keşfettiklerim) bulduklarım, anladıklarım ürkütüyor beni. Ürküyorum hayattan ve hayatın rölünü iyi oynayan utanmaz haytalardan... Çevremdekilere bakıyorum mertlik, dürüstlük denen kavramlar çoğuna yakışmıyor. Küçücük çıkarlar uğruna böyle ucuz duygusuz yaşayabiliyorlar. Bazen baban, kardeşin bile ucuz çıkarlar için seni satabiliyor... Olsun, ilk kez yaşamıyorum hayal kırıklığını, ilk kez yaşamıyorum ihaneti. Çocukluğumdan biliyorum ki, uzak dağbaşlarında yaralara merhem yerine tütün basarak ayakta durabiliyor çobanlar...
 Ey yüksek uçurumlardan atamadığım kalbim, kanayan ve hiç kapanmayan bir yaraydı bıraktığın ömrüme. Bu yüzden acıyıp dururyor yüreğim, ömrümün susuz kalmış çiçeklerine... Uzlaşmasız kopuyor ilişkiler, parçalanan bulutlar gibi dumanlanıyor gözlerim. Anılar üşüşüyor belleğime, hüzünleniyorum, efkarlanıyorum, üzülüyorum...
 Ne çok kırıldım, ne çok şey yaşadım hayatın bu kirli sahnesinde. Sancılarla örülmüş bir ömürden geliyorum ey hayat, acılarla örülmüş bir ömürden... Kırgınlıklar kolay iyileşmeyen yaralardır biliyorum... Kalbime batan hançerin sapını tutan el önemli değil artık! Nasılsa en büyük darbeyi insan yakınlarından yer. Bir gün akşam olur elbet biter ömür, sızılar kalır geride. Bir de yüreğimde şiir kırıkları. Anladım ki, iki kere iki dört etmiyor her zaman.
 ah! kalbim ah! duyarlı yanım ortak oynanan bir oyunmu hayat? herkesin kendisini oynadığı yalnız bir tragedyayım ben maskesiz, seyircisiz her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli
kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde bir kar çölü ıssızlığıyım, durgun bir gölün sessisliği her gece bir ateşdağına tırmanıyorum bir kahır dağına hiç bir yol çıkmıyor umuda kalbimi iki buzdağının arasına koyup uyuyorum bir başka bahara açmak için çiçeklerimi
gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü gülüm ‘ örtki ölem’
 Nuri CAN *’Erzincan ağzı’
|
|
MasalPrensesi
|
|
| | |
|